İstanbul'un Fethi

İstanbulun Fethinin 555. Yıl dönümü kutlanıyor

FETİH DESTANI

İstanbul'un fetih destanı, günümüzden 555 yıl önce Fatih Sultan Mehmet'in tarihi M.Ö 7. yüzyıla uzanan doğal güzellikleriyle ünlü Asya ve Avrupa kıtaları arasında yer alan İstanbul'u fethetmesiyle başladı.

Denizden kuşatılan İstanbul, bir gecede 70 parça karadan Haliç'e inmesiyle 29 Mayıs Salı günü fethedildi.

Fatih, fetih ile birlikte, farklı din, dil ve ırktan insanların bir arada barış içinde yaşayabilmesi için onlara esaslı haklar vererek, din ve vicdan serbestliği tanıdı. İstanbul'un fethi, çağ açan ve bir çağı kapatan büyük bir destana dönüştü.

Saldırı hazırlıkları

Sultan II. Mehmed, Theodosius Surları'na ve şehrin su ile çevrili olmayan tek bölgesini batıdan gelebilecek saldırılardan koruyan hendeklere saldırmayı tasarladı. Ordu 2 Nisan 1453'te şehrin doğusuna yerleşti.

Toplar haftalarca surları dövdü fakat yeterli gedik açamadı. Topların yeniden doldurulmaları zaman aldığı için, her atıştan sonra Bizanslılar hasarın çoğunu tamir edebiliyorlardı.

Daha sonra, yeraltı tünelleri yapıp surların altını kazarak yarma yolunu denediler. Kazıcıların çoğu, Sırp Despot'u tarafından Nvo Brdo'dan gönderilen Sırplardı ve Zağnos Paşa'nın emri altındaydılar.

Lakin Bizanslılar, Johannes Grant adında, Alman olduğu söylense de muhtemelen İskoç olan bir mühendisi görevlendirdiler. Johannes karşı tüneller kazdırdı ve Bizans birlikleri tünellere girip Osmanlı işçileri öldürdüler. Diğer tüneller de suyla dolduruldu.

Son olarak Bizanslılar önemli bir mühendisi esir alıp işkence yaparak, sonradan yıkılan tünellerin hepsinin yerini öğrendiler.
Sultan II. Mehmed, şehrin ödemeyeceğini bildiği çok büyük vergi karşılığında ablukayı kaldırmayı önerdi. Bu da geri çevrilince, Bizanslı askerlerin kendi birlikleri tükenmeden önce bitkin düşeceğini bilerek saf güçle duvarları alt etmeyi tasarladı.

29 Mayıs sabahı saldırı başladı. Hücumun ilk dalgasını, mümkün olabildiği kadar çok Bizans askerini öldürmeye niyetli acemi askerler olan azaplar oluşturuyordu.

Ayrıca Haliç'ten de baskı uygulayabilmek için gece yağlı kütükler üzerinde karadan Haliç'e taşınan gemiler, o sabah Bizans askerlerine kötü bir sürpriz olmuştu. Anadolululardan oluşan ikinci dalga, şehrin kuzeydoğusundaki, topla kısmen hasar almış Blachernae Surları'nın (okunuşu: blakernai ) bir bölümüne odaklanmıştı.

Uzun süren bu çarpışmalar sonucunda Ulubatlı Hasan adındaki bir yeniçeri, aldığı kırk ok darbesine1 rağmen hayatta kalarak Osmanlı sancağını dikmiş, bununla ateşlenen Osmanlı ordusu 29 Mayıs 1453'te İstanbul'un surlarını aşmıştı.

Ancak savaş henüz bitmemişti. Hayatta kalan Bizans askerleri, Osmanlı askerleriyle sokak aralarında çarpışıyorlardı. Kısa süren bu çatışmalardan sonra Bizans ordusu yenilmiş ve Sultan II. Mehmed önderliğindeki Osmanlı ordusu İstanbul'a tamamen hâkim olmuştu.

Fethin iç sonuçları

O zamana kadar sadece bir devlet olan Osmanlı, artık bir İmparatorluk haline gelmişti.Anadolu ve Balkanlar arasındaki geçişlerde bir engel olan Bizans yıkılmış, arada engel kalmamıştı.

Birçok kere Osmanlı şehzadelerini ve Avrupa ülkelerini kışkırtan Bizans artık bunu yapamayacaktı. Müslüman dünyasında Osmanlı Devleti daha saygın bir hale gelmişti.
Müslümanların peygamberi Hz. Muhammed'in hadis-i şerifindeki o kumandan, Fatih Sultan Mehmed olmuş ve peygamberinin övgüsünü almıştı.

Fethin dış sonuçları

Avrupa ve Balkan devletlerinin Osmanlı'yı Balkanlar'dan atma çabaları sonuçsuz kalmıştı. İstanbul'dan İtalya'ya kaçan sanatkârlar ve bilim adamları, rönesans ve reform hareketlerini hızlandırmışlardı.Dünyanın en büyük imparatorluklarından olan Doğu Roma İmparatorluğu tamamen yok olmuştu.Orta Çağ kapanıp Yeni Çağ başlamıştı.

Ticaret yollarının birer birer Türklerin eline geçmesi Avrupalıları yeni ticaret yolları bulmaya zorladı ve coğrafi keşifler ortaya çıktı.
Bu fetih bir nevî Avrupa'nın (İngiltere'nin) Amerika kıtasını keşfinin yolunu açmıştır. Zirâ bu keşifle ticaret yolları kapanan Avrupalılar başka yollar bulmak zorundaydılar. Bu keşif buna bir vesile olmuştur.






Sultan II. Abdülhamid

2.Abdulhamid'in vefatının
                90.yılı


Son osmanlı Padişahlarından Sultan 2. Abdulhamit,
vefatının 90. yılında anılıyor.

Peki Sultan Hamid neler yaptı, nasıl yaşadı ve diğer padişahlardan farkı ne?


2. Abdülhamid (21 Eylül 1842 - 10 Şubat 1918)

2.Abdulhamid’in babası Abdulmecid Han, annesi Tir-i Müjgan Sultan’dır. 1876-1908 tarihleri arasında Osmanlı’yı idare etti, Müslümanlara halifelik yaptı. Osmanlı padişahlarının otuz dördüncüsü ve İslam halifelerinin doksan dokuzuncusu. Çok iyi bir tahsil görerek din ilimlerini ve Fransızca’yı mükemmel bir şekilde öğrendi.Amcası Abdülaziz Han onu Mısır ve Avrupa seyahetlerinde yanında götürdü.

Abdülaziz Han'ın tahttan indirip şehid ettiren, böylece Osmanlı devleti'nde idareyi ele geçiren batı kuklası bazı paşalar, beşinci Murad'ın şuurunun bozulması üzerine, devlet işlerine karışmaması ve yalnız millet meclisinin çıkaracağı kanunlara göre hareket etmesi şartıyla, Abdülhamid Han'ı sultan ilan ettiler.

Tahttan çıktığında Osmanlı Devleti tam bir bunalım eşindeydi. Karadağ ve Sırbistan'da Savaş aleyhimize dönmüş, Bosna-Hersek ve Girid'de ayaklanmalar çıkmış, mali kriz son haddine varmıştı. Bu arada sadrazam Mithat Paşa ve arkadaşlarının isteği üzerine 23 Aralık 1876'da Birinci meşrutiyet ilan edildi. Ancak gayri müslimlerin dahi yer aldığı Meclis-i Mebusan’ın ilk işi Rusya'ya harp ilanı oldu. 93 harbi diye tarihe geçen bu savaş, Osmanlı Devleti için, tam bir felaket getirdi.

Ruslar İstanbul önlerine kadar geldi. Bir milyondan fazla Türk, Bulgaristan'dan İstanbul'a hicret etti. Mütareke isteyen Sultan Abdülhamid, ilk iş olarak devleti parçalanma ve yok olma yoluna doğru götüren Meclis-i Mebusan’ı kapattı (13 Şubat 1878) ve devlet idaresini eline aldı. Ayastenfanos antlaşması ile Osmanlı Devleti, Mekodonya, Batı Trakya, Kırklareli, Kars, Ardahan ve Batum'u kaybediyordu.

Ancak İngiltere ile anlaşan Abdülhamid Han, Kıbrıs idaresini onlara bırakmak şartıyla, yeniden topladığı Berlin konferansı\'nda kaybedilen toprakların bir kısmına sahib oldu. Yunanlıların Girid'de isyan çıkarıp, Türkler arasında toplu katliamlar yaptırmaya başlamaları üzerine, Yunanistan'a harp ilan etti.

Alman kurmaylarının altı ayda geçilemez dedikleri termopil geçidini 24 saatte aşan Osmanlı ordusu, Atina önüne vardı.Yunanistan'ın tamamen Osmanlı eline geçeceğini anlayan Avrupalı devletler, sulha zorladılar ve bundan muvaffak oldular. Yahudilerin Filistin'de bir Cumhuriyet kurma teşebbüslerinin karşısına çıktı Onların Osmanlı borçlarını bütünüyle silelim tekliflerini reddetti.

Bu Toprakların kanla alındığı, asla terkedilemeyeceğini sert bir dilde bildirdi. Filistin topraklarının yahudilere satılmaması için gerekli tedbirler aldı. Doğu Anadolu'da Ermeni hareketlerine karşılık Hamidiye alaylarını kurdu ve bölgede asayişi temin ile Osmanlı hakimiyetini pekiştirdi. Sultan Abdülhamid Han’ı tahtan indirmeden Osmanlı Devleti'ni parçalamanın ve İslamı yok etmenin mümkün olmadığını gören bütün iç ve dış düşmanlar bu Türk hakanına karşı cephe aldılar.

Bir taraftan Sultanı gözden düşürmek üzere her türlü iftira ve kötüleme kampanyaları yaparlarken, diğer taraftan suikastlar tertib ettiler. Ermeni asıllı Fransız Yazar Albert Vandal'ın “Le Sultan Rouge=Kızıl Sultan” şeklinde ortaya attığı iftira attı. Bu iftiraları Avrupa’da Anatole France, William Stears Davis gibi yazarlar, Bizde ise ittihad ve terakkiciler yaydılar.

Bu arada Padişah'ın devlet idaresinde nüfuzunu kırmak isteyen batıllar. İttihad ve Terakki mensuplarını kışkırtarak 23 temmuz 1908'de ikinci Meşrutiyeti ilan ettirdiler.

Böylece otuz yıl durmuş olan facialar tekrar başladı. 31 Mart Vak'ası sebebiyle ittihad ve terakki ileri gelenleri tarafından tahttan indirilen Abdülhamid Han, Selanik'e gönderildi (27 Nisan 1909). 10 Şubat 1918'de beylerbeyliği Sarayı'nda vefat eden Abdülhamid Han'ın naşı Çemberlitaş'ta dedesi Sultan Mahmud'un türbesindendir. Allah(c.c) O mübarek zatın, Ulu Hakan’ın mekanını cennet eylesin.